Avrupa Birliği’nin gündeme getirdiği “Made in EU” etiketi, Türk ihracatçıları için Avrupa pazarında yeni bir fırsat yaratabilir. Ancak uzmanlara göre bu etiketi taşıyabilmek için şirketlerin dijital, yeşil ve sosyal dönüşümü aynı anda gerçekleştirmesi gerekiyor. Avrupa ile güçlü ticari bağlara sahip Türkiye için bu yeni yaklaşım, üretimden tedarik zincirine kadar birçok alanda önemli değişimleri beraberinde getirebilir.
Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa Birliği’ndeki gelişmeler Türk sanayisini doğrudan etkiliyor. 2025 yılında Türkiye’nin gerçekleştirdiği 273 milyar dolarlık ihracatın yaklaşık 117 milyar doları AB ülkelerine yapıldı. Bu da toplam ihracatın yüzde 43’üne karşılık geliyor.
Avrupa Komisyonu’nun 4 Mart 2026’da açıkladığı “AB Sanayi Hızlandırıcı Yasa Taslağı” kapsamında gündeme gelen “Made in EU” yaklaşımı, Gümrük Birliği ilişkisi bulunan ülkelerden gelen ürünlerin belirli şartlar altında AB menşeli kabul edilmesini öngörüyor. Bu da Türk ürünlerinin bazı koşullar sağlandığında “Made in EU” etiketiyle Avrupa pazarında yer alabilmesinin önünü açabilir.
Stratejik sektörler için yeni kurallar
Yeditepe Üniversitesi Almanca Uluslararası İşletme Bölümü Bölüm Başkanı ve Bilişim ve Yapay Zeka Uygulama ve Araştırma Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. E. Şule Aydeniz’e göre düzenlemenin temel amacı Avrupa sanayisinin rekabet gücünü artırmak ve üretimi desteklemek.
Taslak düzenlemenin özellikle çelik, çimento, alüminyum, otomotiv ve net-sıfır teknolojileri gibi stratejik sektörlerde uygulanması planlanıyor. Gerekli görülmesi halinde kimya gibi enerji yoğun sektörlerin de kapsam içine alınabileceği ifade ediliyor.
“Üçüz dönüşüm” olmadan mümkün değil
Uzmanlara göre Türk şirketlerinin bu fırsattan yararlanabilmesi için kapsamlı bir dönüşüm sürecine girmesi gerekiyor.
Prof. Dr. Aydeniz, yeni dönemin anahtarını “üçüz dönüşüm” olarak tanımlıyor:
“AB’ye ihracat yapan Türk firmaları zaten Avrupa’nın değer zincirinin önemli bir parçası. Ancak yeni dönemde şirketlerin dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve sosyal dönüşüm süreçlerini başlatmış veya ilerletmiş olmaları bekleniyor. Bu adımları atan firmalar rekabet avantajını artırabilir.”
Yapay zeka kuralları devreye giriyor
Dijital dönüşümün en önemli başlıklarından biri ise Avrupa Birliği’nin yapay zeka düzenlemesi. 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren AB Yapay Zeka Yasası, yapay zekanın güvenli ve şeffaf kullanımını sağlamak amacıyla risk temelli bir yaklaşım getiriyor.
Sosyal puanlama sistemleri, manipülatif yapay zeka uygulamaları ve gerçek zamanlı biyometrik tanıma gibi bazı uygulamalar yasak kapsamına alınıyor. Kuralların Mayıs 2026’ya kadar tam olarak yürürlüğe girmesi planlanıyor. Kurallara uymayan şirketlere küresel cirolarının yüzde 7’sine kadar para cezası uygulanabilecek.
Karbon ayak izi ve sürdürülebilir üretim
Üçüz dönüşümün ikinci ayağını ise yeşil dönüşüm oluşturuyor. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, döngüsel ekonomi uygulamaları ve karbon emisyonlarının azaltılması Avrupa pazarına erişimde giderek daha önemli hale geliyor.
Bu kapsamda Alman Tedarik Zinciri Yasası, AB Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi, Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi yeni mevzuatlar da şirketlerin üretim süreçlerini doğrudan etkiliyor.
Sosyal kriterler de belirleyici olacak
Yeni dönemde yalnızca üretim süreçleri değil, sosyal kriterler de önem kazanıyor. Çalışan hakları, kapsayıcılık, cinsiyet eşitliği ve sosyal sorumluluk projeleri sürdürülebilir tedarik zincirinin temel unsurları arasında yer alıyor.
Üniversiteler dönüşüme katkı sağlayabilir
Prof. Dr. Aydeniz’e göre dijital teknolojiler ve yapay zeka, bu dönüşüm sürecinde şirketler için önemli bir avantaj sağlayabilir.
Veri analitiği, yapay zeka tabanlı karar destek sistemleri ve dijital izlenebilirlik altyapıları sayesinde firmalar sürdürülebilirlik raporlaması, karbon ayak izi hesaplamaları ve tedarik zinciri yönetiminde daha etkin çözümler geliştirebilir. Üniversitelerin de bu alanlarda sanayiye teknik ve yönetsel destek sağlayabileceği ifade ediliyor.
Uzmanlara Prof. Dr. E. Şule Aydeniz’e göre alanlarında hızlı adımlar atan Türk şirketleri, Avrupa pazarında yeni bir rekabet avantajı yakalayabilir ve “Made in EU” etiketiyle küresel değer zincirinde daha güçlü bir konuma ulaşabilir.
Basın: DHA | AA | Yeni Çağrı