Pandeminin Çocuk ve Ergenlerde Yarattığı Yalnızlık Duygusu

COVID-19 pandemisi hayatımıza aniden girdi ve yaşam düzenimizi büyük ölçüde etkiledi. Bireysel, sosyal yaşantılar, aile içi ilişkiler, çalışma ve eğitim faaliyetleri zorunlu olarak büyük ölçüde değişikliğe uğradı.

Birçok araştırma veya yazılı kaynakta pandemi döneminin yaşamımıza olan olumsuz etkileri vurgulansa da, bu beklenmedik değişim dönemi; sağlığını ön plana alındığı, aile üyelerini bir araya getirmesi, sosyal destek kaynaklarının hayata dahil edilmesi açısından olumlu etkileri olan bir süreç de oldu. Bu dönemde, çocukların anne ve babalarıyla birlikte geçirdikleri süreler arttı, yakın aile üyelerinden daha fazla ilgi ve sevgi görme imkânına sahip oldular. Salgın sadece bireylerin fiziksel sağlığını etkilemekle kalmadı, salgında hastalanmayan bireylerin de psikolojik sağlığını ciddi ölçüde etkilendi.

SOSYAL İZOLASYON YALNIZLIĞI DERİNLEŞTİRDİ
COVID-19 virüsü iki şekilde sağlık sorunlarına neden oldu. Birincisi; virüsün doğrudan oluşturduğu bedensel sağlık problemleri, ikinciyse salgınla ilişkili anksiyete, panik ve endişe gibi ruh sağlığı sorunları. Pandemi döneminde yetişkinlerin yaşadığı sorunlar kadar ergenlerin ve çocuklarında duygusal sağlığının hem toplum hem de okul başarısı üzerindeki negatif etkileri araştırmalarla destekleniyor. Karantina döneminde yaşanan yalnızlığın çocuk ve gençleri nasıl etkilediğini belirlemek üzere Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmada, yaşanan yalnızlığın yoğunluğundan ziyade, süresinin uzun olmasının depresyon ihtimalini arttırdığı bulundu. Özellikle sosyal izolasyondan dolayı sosyal bağların zayıflaması yalnızlaşmayı derinleştirdi.

DEPRESYON OLASILIĞI 3 KAT ARTTI
İzolasyon ve karantina olarak adlandırılan süreç boyunca bazı çocuk ve gençler içine kapanırken bazılarının ise hiç etkilenmemiş gibi görünerek yaşamlarına devam ettikleri gözlendi. Çocuklarda yalnızlık konusu üzerinde yapılan çalışmalar; salgın döneminde izolasyon sürecini yalnız geçiren çocuk ve gençlerde depresyon gelişme olasılığına dair belirtilerin üç kat arttığını, yalnızlığın ruh sağlığına olan etkilerinin ileriki yıllara yayılabileceğini gösterdi. Pandemi döneminin koşulları yalnızlık konusunda yeni durumlar ve bununla birlikte yeni sorunlar ortaya çıkardı. Özellikle sosyal kaygısı yüksek, iletişim becerileri zayıf, iyi hissettiren sağlıklı arkadaş ilişkileri kuramayan çocuk ve gençlerin bu koşullardan daha fazla etkilendiği çok belirgin. Çocuk ve gençlere sevgi, güven ve kabulün olduğu bir aile ortamı oluşturulması; çatışmak yerine onun gelişimine saygı gösterilmesi, bireysel olma çabalarının desteklemesi ve pozitif ilişki kurulması gerektiği unutulmamalı. Süreç boyunca aileleriyle dört duvar arasında kalan çocuk ve gençlerin bireyselliğe olan ihtiyaçları artsa da kontrollü bir şekilde sosyal bağlantılar kurmalarının teşvik edilmesi öneriliyor.

Sosyal bağların iyileştirici gücü, her yaş grubu için geçerli. Ailenin sağlıklı olması en öncelikli koruyucu faktörlerden biri. Sağlıklı ailede olması gereken özellikler; problem çözme becerilerinin olması, iletişimin sağlıklı olması, açık iletişim olması, tüm sorunların konuşulabiliyor olması, rollerin ve sınırların sağlıklı bir şekilde hayata geçirilmesi şeklinde kendini gösterir. Aynı zamanda olumlu ve olumsuz duyguların tepkilerini verebilme ve bunların konuşulabilmesi, duyguların ifade edilmesi ve bu duyguların karşılıklı olarak anlaşılabilmesi, birbirine gereken ilgiyi gösterebilme ve hepsinden de önemlisi davranış kontrolü; duyguların getirdiği yükün olduğu gibi yansıtılmaması gerekiyor. Ailelerin çocuklarıyla düzenli görüşmelerinin sağlanması, muhtemel tükenmişlik veya psikolojik stres ve sıkıntı belirtilerinin fark edilmesi ve öncesinde önleme çalışmalarının yapılması önemli bir konu. COVID-19 salgın sürecinin negatif etkilerinin yanında travma sonrası büyüme denilen bireylerin stres ve travmatik olayların getirdiği olumsuzluklara travma sonrasında daha bilgece bakabilme, dersler çıkarabilme, sevdikleriyle ilişkilerini güçlendirme, yaşamın getirdiği belirsizliklere karşı kabulleniş ve yeni deneyimlere açıklık, zorlanmaya dayanıklılık gelişeceği de öngörülüyor.

AİLELER ÇOCUKLARINA VE KENDİLERİNE ZAMAN AYIRMALI
UNICEF, ailelerin çocuklarıyla birlikte geçici de olsa ‘yeni normal’e göre kendilerini tekrar organize etmelerini tavsiye ediyor. Bunun için ilk adım olarak sakin olmayı, ikinci adım olarak rutinleri oturtmayı öneriyor. Çocuklar her zaman için iyi ve tutarlı olarak yapılandırılmış ortamlarda daha az kaygılı olur ve daha iyi işlevsellik gösterir. Bu nedenle, evde çocuklarla beraber vakit geçirmek zorunda olan anne babalar, günlerini çocukla oynanacak zamana, kendi sosyalleşmeleri için gerekli zamana, kendi iş ve uğraşlarını kapsayacak zaman ayıracak şekilde düzenlemeli. Uzmanlar, çocuk ve gençlerin pandemi döneminden psikolojik olarak nasıl etkilendiğine yönelik, ailelere şunları öneriyor:
- Çocuk ve gençlerde; yemek, yatma zamanı, çalışma ve egzersiz için rutinleri oluşturun ve bunlara uyun
- Çocuğun duygularını tanımlamasına ve onlara sahip çıkmasına yardımcı olun. Özellikle ergenlerde okul yaşamının kaybı çok önemli. Genç veya çocuk kendisini mutsuz ve kaygılı hissedebilir. Bu hisleri ifade etmesi desteklenmeli ve bu duygular normalleştirilmeli.
- Anne babalar, kendi yorumlarını ve davranışlarını kontrol etmeli; çocuk ve gençlere ulaştıkları gerçekçi olmayan bilgileri doğru yorumlamaları konusunda yardımcı olmalılar.
- Okul arkadaşlarıyla ve özellikle sık oyun oynadıkları arkadaşlarıyla bağlantı kurmalarını sağlayın. Okula dönemeyen çocukların, isteksiz görünseler bile arkadaşlarıyla görüntülü konuşmalar yaparak bağlantıda kalmalarını teşvik edin.
- Akademik öncelikleri bir süre geri plana itin.
- Çocuğun baskı hissetmemesini sağlayın.
- Küçük yaş grubu çocuklarla özellikle bedensel hareketliliğe, ellerin kullanıldığı sanatsal ve serbest çalışmalara ağırlık verin.
- Rahatlatıcı ve dinlendirici seçenekler sağlayıp çocuğunuzun bunlar arasında kendine iyi gelenleri denemesi için fırsat sunun.

Çocukların önemli bir kısmı, geçici bir dönem için bazı kaygı belirtileri, uykusuzluk ve konsantrasyon sorunları gösterse de, ağır bir ruhsal bozukluk yaşamaz. Ancak özellikle daha önceden çeşitli ruhsal sorunları veya travmatik yaşantıları olanlar, aile sorunları yaşayanlar veya yakınlarını kaybedenler artmış ruhsal bozukluk riski altında. Eğer iki haftadan uzun süren belirtiler varsa, profesyonel destek gerekebilir.

PRDF. DR. NİLÜFER Ş. ÖZABACI KİMDİR?
Özabacı, lisans ve yüksek lisans eğitimlerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Eğitim Bilimleri/Psikolojik Danışma ve Rehberlik, doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanlarında tamamladı. 2001 yılında İstanbul Üniversitesi Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesinde yardımcı doçent kadrosuna atandı. 2003’te Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesinde yardımcı doçent, 2006’da doçent, 2012’de profesör unvanını aldı. 2019’da ise kamudan emekli oldu. Halen İstanbul Yeditepe Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Sistemik Aile ve Cinsel Terapisti olan Özabacı, aile ilişkileri, eşlerarası ilişki ve sorunlar, şiddet, duygusal zeka, okul başarısızlığı, psikolojik danışma ve rehberlik alanındaki sorunlar ve çözümler ile ilgili konularda bilimsel çalışmaları mevcut. Uluslararası ve ulusal dergilerde yayımlanmış bilimsel makaleleri, kitapları ve kitap bölümleri bulunuyor. Özabacı’nın kurduğu Sistemik Psikoliji Enstitüsü’nde birey ve ailelere psikolojik destek hizmetleri ve verdiği eğitimler, seminerler, birey ve aile terapisi çalışmalarıyla uygulama alanına katkılarına devam ediyor.

Basın Yansımaları: hurriyet.com.tr