Hocalar Kampüsü Çok Özledi

Kimi amfide ders anlatmayı, kimi öğrencilerle kahve içip sohbet etmeyi, kimi üniversitenin muhteşem manzarasını, kimi de öğrencilerinin gülen yüzlerini görmeyi özledi.

Aysel Bozan Yılmaz -  Mine Özdemir Güneli / Mart 2020’den beri, bir yılı aşkın süredir çoğunlukla uzaktan eğitim verilen kampüsler, öğrenciler olmadan ıssız, dersler ise ekrandan enerjisiz. Herkesin sevdiklerine sarılmayı özlediği bayram gününde, üniversitelerdeki hocalara “Yüz yüze eğitim döneminden neleri özlediniz, kampüse döndüğünüzde ilk ne yapmak istiyorsunuz?” diye sorduk. İşte cevaplar:

‘Bahar festivallerini’

Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İpek Karaaslan: Öğrencilerimi, onların bakışlarını, kampüsteki coşkuyu, en güzel dinlenme alanlarından Çamlık’ta dolu masaları, cıvıl cıvıl öğrencilerle renklenmiş çimenleri ve iki yıldır yapamadığımız bahar festivaliyle, mezuniyet törenlerimizi. Ben her gün kampüsteydim. İsterseniz soruyu, öğrenci ve akademisyenler tam zamanlı olarak döndüğünde en çok ne yapmayı istiyorsunuz, sorusuyla değiştirelim. Burada cevabım, ilk olarak koşarak ders yapacağım sınıfa giderek, öğrencilerimi görmek ve uzun uzun gözlerinin içine bakarak konuşmak olur. Bununla birlikte, akademisyen arkadaşlarımla kahve içerek sohbet etme keyfine kaldığımız yerden devam etmeyi istiyorum. Bu süreçte en çok sağlıklı bir biçimde birlikte olabilmenin ve iletişim halinde olmanın değerini anladık diye düşünüyorum.

‘En çok bilimsel sohbetleri’

Yaşar Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Merkezi Planlama Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Refet Polat: Sınıfta tahtaya bir matematik problemi yazdığımda çözümü anlayan, farklı çözüm yollarını araştıran öğrencilerin gözlerindeki parıltıyı çok özledim. O parıltı biz eğitmenleri en çok motive eden unsurların başındadır. Yüz yüze eğitime döndüğümüzde anlatım yaptığım tahtanın önünde özgürce dolaşmayı, sıraların arasında gezmeyi ve ders içerisinde öğrencilerimle başka dünyaların kapılarını aralayan bilimsel sohbetler gerçekleştirmeyi istiyorum.

‘Büyülü manzarasını’

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Belkıs Ulusoy Nalcıoğlu: Öğrencilerimizin ekranda da olsa yüzünü görebildiğimiz bir uygulamayı kullanıyoruz. Tabii amfilerde yaptığımız derslerdeki o hareketlilik, heyecan ve neşeyi hissetmek bu şekilde pek mümkün olmuyor ama yine de yüzlerini görebilmek beni memnun ediyor. Fakülte koridorlarında ya da bahçede öğrencilerimizle olan sohbetlerimizi de çok özledim keza meslektaşlarımla olanları da... Dönünce ilk yapmayı düşündüğüm şey ana kampüsün o muhteşem giriş kapısına doğru yürümek ve kapıdan Beyazıt Meydanı’nın, Devlet Kütüphanesi’nin, Beyazıt Cami’nin ve Sahaflar Çarşısı’nın girişinin büyülü manzarasını seyretmek. Tabii sonrasında onlarca senemin geçtiği fakülteme gidip, bahçedeki kedilerimizle bir bir selamlaşıp, amfiye geçip öğrencilerimle canlı canlı görüşüp ilk dersimi yapmak.

‘Hep birlikte gülmeyi’

Işık Üniversitesi İİBF İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Teker: Salgın dönemi her işimizi sanal ortamda yapabileceğimizi öğretti. Belki bu süreçte eğitim teknolojileri desteği ve karşılıklı özveriyle derslerimizi sınıf kalitesinde yaptık. Ama hiçbir teknoloji, yüz yüze sosyal iletişimin yerini tutamaz. Ben de bu süreçte öğrencilerimi fiziken karşımda görmeyi, espri yaptığımız ve hep beraber gülerek öğrendiğimiz sınıf ortamını çok özledim. Arkamdan Dilek Hocam diye seslenmelerinin ve Karadeniz manzaralı yeşil kampüsümüzde öğrencilerle kahve eşliğinde yapılan sohbet anlarının yeniden yaşanması dileklerimle.

‘Doya doya hasret gidermeyi’

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muharrem Özen: Ankara Üniversitesi Cebeci Yerleşkesi’nde öğrencilerimizi çok özledik. Kantinde, yemekhanede, amfilerde, öğrencilerimizin sesleri yankılanmayalı bir yılı geçti. Üniversite, öğrencilerle yaşayan bir kurum. Onlarsız kampüsler, fakülteler, öksüz. Pandemi sonrası dersliklerde, kantinde, kütüphanede, doya doya birlikte olmayı; hasret gidermeyi düşlüyoruz. Öğrenci ile kampüste hayat var.

‘Kampüsün sesini’

Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Özkırım: Yüz yüze eğitim döneminde en çok gencecik, pırıl pırıl öğrencilerimizin gözlerindeki ışıltıyı, o gözlerin içine bakıp ders anlatmayı, birlikte araştırmayı, fikir yürütmeyi, yorum yapmayı, sorgulamayı, gülmeyi, öğle aralarında kafeteryalarda, çimlerin üzerinde selamlaşmayı, karşılıklı oturup sohbet etmeyi özledim... Üniversite hocaları kolay yaşlanmazlar, neden bilir misiniz? Çünkü kampüste, gençlerden gelen sürekli bir enerji akışı mevcuttur. İşte, dönünce bu enerjiye tekrar kavuşmayı ve gözlerimi kapatıp gençlerle dolu kampüsümüzün sesini dinlemeyi istiyorum. Dinlerken eminim yüzümde keyifli bir tebessüm olacak!

‘Yüz yüze konuşmayı’

İstanbul Okan Üniversitesi Gastronomi Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İlkay Gök: Yüz yüze eğitimde öğrencilerimle iletişim kurmayı, her birini tek tek tanımayı, bir sınıfın içinde hepsini bir arada görüp dersle ilgili fikirlerini sorup öğrenmeyi, şakalaşmayı, kampüste birlikte zaman geçirmeyi çok özledim. Online eğitimde gerçek bir iletişim kurulamıyor, sanki boşluğa ders anlatıyoruz. Maalesef öğrencilerle anlatacağın bir anın bile oluşmuyor.Tanımak, birbirimizi anlamak online eğitimde bana göre mümkün değil, ruhu yok. Kaliteli ve iyi bir eğitimin sadece ders içeriğini en iyi şekilde öğretmekten ibaret olmadığını, öğrencilerimizle yüz yüze bir arada olmanın, çok daha derin ve anlamlı bağ kurmak ve eğitimde motivasyonu artırmak açısından büyük önem taşıdığını düşünüyorum.

‘Maskelerin ardındaki güzel yüzleri’

Hasan Kalyoncu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. G. Rengin Küçükerdoğan: Sürece alışmak zordu; dersliklerde öğrencilerimizle birlikte olamamanın sıkıntısını hepimiz yaşadık, artık dijital ortamda ders vermek söz konusuydu; bizler alışık değildik öğrencilerden uzak olmaya… Ancak üniversite olarak aldığımız “hibrit -karma eğitim” kararı özlemlerimizi biraz olsun azalttı. Pandemi kurallarına uygun olarak, HKÜ’nün o yemyeşil kampüsünde, gelebilen öğrencilerimizle tekrar bir arada ders yaptık. Kampüsteki kedileri sevdik, dersliklerde tartıştık, filmler çektik. Kampüsten pek kopmadık ancak yine de en çok neyi mi özledik? Öğrencilerimizin maskelerin ardında gizlenen güzel yüzlerini; birlikte yaptığımız derslerin sıcaklığını; öğrencilerimizle karşılıklı çay-kahve içmeyi; onların başarılarını sarılarak kutlamayı özledik.

‘Çat kapı odama uğrayanları’

MEF Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arda İnceoğlu: Pandemi sürecine hocalar ve öğrenciler olarak akademik açıdan hızlıca adapte olabildik. Ancak üniversite eğitimi sadece formel eğitimden ve ders içindeki tanımlı ilişkilerden oluşmuyor. FADA’da hepimizin parçası olduğumuz dayanışma içinde birlikte çalışma ve öğrenme ortamı ancak fiziksel olarak bir araya gelindiğinde gerçekleşebiliyor. Eksikliğini her gün hissettiğimiz bu ortamı çok özledik. Okula döndüğümde çat kapı odama uğrayan öğrencilerimi, koridordaki sohbetleri, yemekhanede birlikte yemek yemeyi, ders sonrası kahve içmeyi, stüdyo mekanımız Hangar’daki çok çeşitli ders dışı etkinliklerdeki karşılaşmaları geri istiyorum.

‘Omuz omuza öğrenmeyi’

Beykoz Üniversitesi Lojistik Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ezgi Uzel Aydınocak: Bir akademisyenin hayat gayesi nedir? Öğrenmek ve öğrendiklerini aktarmak mıdır sadece? Yoksa üniversite dediğimiz çatının altında yaşanan yolculukta liderlik görevini üstlenmek midir? Ben ikinci taraftayım. Öğrenciyle kurulan ilişki üniversite olgusunun temelini teşkil eder. Bu ilişki sadece ders saatlerinde sınıflarda bulunmaktan öte, öğrenci ve akademisyenlerin yaşadıkları etkileşimle kurulur ve perçinlenir. Uzaktan eğitimle öğrenim sürecini şüphesiz başarıyla gerçekleştiriyoruz. Eksik kalan ise ders dışı zamanlarda öğrencilerimizle paylaşacağımız çok yönlü yolculuğun kısıtlanması. Bu anlamda, en çok onların koridorlarda ayak seslerini, gülüşlerini; sınıflarda bizlere bakan gözlerini; birlikte yürüdüğümüz bilim yolunda, yalnız sanal olarak değil fiziksel olarak da omuz omuza, birbirimize güç vererek, öğretme ve öğrenme mücadelemizi özledim.

Basın Yansımaları: milliyet.com.tr