Kök Hücre Çalışmaları Ödül Getirdi

“Pluripotent kök hücre” ve “organoid” çalışmaları ile TÜBİTAK’ın iki farklı programının desteğini alan öğretim üyemiz Doç. Dr. Ayşegül Doğan, geçtiğimiz ay da Türkiye Bilimler Akademisi’nce (TÜBA) verilen Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülü’ne (GEBİP) değer görüldü.

 

“Araştırma Hayatına Profesyonel Olarak Yeni Adım Atmış Bir Bilim İnsanıyım”

Yeditepe Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ayşegül Doğan… Gençlere ilham kaynağı olacak bir akademik kariyere sahip. Yılmadan çalışmaya devam ediyor. Akademik kariyerini genç yaşında TÜBİTAK destekleri ve TÜBA ödülüyle taçlandırmış olsa da Doç. Dr. Doğan, “Ben henüz araştırma hayatına profesyonel olarak yeni adım atmış bir bilim insanıyım” diyor.  

Doç. Dr. Ayşegül Doğan, İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü/Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümlerinden 2009’da mezun olduktan sonra 2011 yılında Yeditepe Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik Bölümü’nden yüksek lisansını aldı. Doktora çalışmalarını ise 2011-2015 yılları arasında yine Yeditepe Üniversitesi’nde, Genetik ve Biyomühendislik Bölümü Biyoteknoloji Doktora Programı’nda tamamladı. Doktora sonrası araştırmalarını yapmak üzere, bir yıl sonra ABD’ye giden Doç. Dr. Doğan, burada Ulusal Sağlık Enstitüleri, Ulusal Kanser Enstitüsü’nde Hücre ve Gelişim Biyolojisi grubuna katıldı ve “pluripotent kök hücre” araştırmalarını yapmaya başladı.

İki yılın ardından Doç. Dr. Ayşegül Doğan, 2018’de, TÜBİTAK’ın “2232 - Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı” desteğiyle yurda döndü. Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak başlar başlamaz da Türkiye’de bu çalışmaların yapılabilmesi için gerekli araştırma altyapısının kurulması çalışmalarına koyuldu. Yeditepe Üniversitesi’nde “Organoid Laboratuvarları” olarak da bilinen “Kök Hücre ve Gen Tedavi Laboratuvarı”nın kurulmasında öncü oldu. Pluripotent kök hücre ve organoid araştırmalarıyla Doç. Dr. Doğan, TÜBİTAK bünyesinde yer alan Araştırma Destek Programları Başkanlığı’ndan da (ARDEB) araştırma desteği aldı.

Kök Hücre ve Gen Tedavi Laboratuvarı’nda çalışmalarını ekibi ile birlikte yürüten Doç. Dr. Doğan, geçen ay lisansüstü çalışmalarının tümünü kapsayan çalışmalarıyla Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından verilen, 2020 yılı Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülü’ne (GEBİP) değer görüldü.

Yeditepe Üniversitesi’ni yaptığı çalışmalarla ve aldığı ödülle gururlandıran Doç. Dr. Ayşegül Doğan’la keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

“Amacımız Kök Hücrelerden Kanser Modellemesi Yapmak”

TÜBİTAK destekleri ve yakın zamanda aldığınız TÜBA-GEBİP ödülü ile Yeditepe Üniversitesi’nin gurur kaynağı oldunuz. Bu destekleri ve ödülü almanızı sağlayan “Pluripotent” kök hücre çalışmalarınızdan söz ederek başlayabilir miyiz? Nedir bu hücreler?

 

Kök hücreler kendi kendine çoğalabilen, kendini yenileme ve farklılaşma kapasitesi olan hücrelerdir. Kök hücreler farklılaşma potansiyellerine göre totipotent, pluripotent ve multipotent olmak üzere 3 temel gruba ayrılır. Pluripotent kök hücreleri diğerlerinden ayıran özellik ise farklılaşma kapasiteleridir. Vücudumuzdaki tüm hücrelere dönüşme kapasitesine sahip kök hücrelerdir. Sınırsız farklılaşma kapasitesi tümör oluşturma riskine olanak verdiğinden pluripotent kök hücreleri insan vücudunda, direkt terapide kullanamıyoruz. Bu nedenle bunları farklılaştırarak terapide kullanılabilecek hücreleri elde ediyoruz.

TÜBİTAK destekleri almanızı sağlayan ise “organoid sistem” araştırmaları… Organoid nedir ve tedavilerde nasıl kullanılabilir?

Organın minyatür hali diyebiliriz. Kök hücreleri farklılaştırarak organ benzeri, üç boyutlu yapılar oluşturuyoruz. Bu hücre grupları, minyatür organ oluyor. Organoidler üzerine yapılan çalışmalar 2012 yılından sonra popüler oldu ve bunların kanser modellemesinde kullanılmasına ilişkin çalışmalar literatürde de mevcut. Kanser hastalarından alınan hücrelerden laboratuvar ortamında bu organoidler elde edilip bunlar üzerinde ilaç taramaları yapılabiliyor. Biz bağırsak kanseri modellemeleri üzerine çalışıyoruz. Bizim amacımız pluripotent kök hücrelerden kanser modellemesi yapmak ve bunu araştırmada kullanmak. İlaç araştırmalarını bu modellemelerde yaparak tedavide yol kat edilmesine katkıda bulunmak.

TÜBİTAK desteği alan diğer bir araştırmamız endokrin salgı yapabilen organoidler elde etme üzerine.

Şu anda ‘Organoid yapıyı, insan vücuduna vererek tedavi edebiliriz’ diyemeyiz ama bu konuda çok araştırma ekibi var ve biz de o ekiplerden biri olmaya çalışıyoruz.

Bugüne kadar yaptığınız çalışmalarla TÜBA’nın verdiği 2020 yılı Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı Ödülü’ne (GEBİP) değer görüldünüz…

Evet. Şu ana kadar yaptığımız ve gelecekte yapmayı planladığımız bütün araştırmalarımızla aldığımız bir ödül. Bu araştırmaların bir kısmı ulusal/uluslararası patentli, klinik araştırmaları tamamlanmış ve ürün olarak ruhsatlama sürecinde olan araştırmalardır. Bu araştırmalar bir ekip olarak yapıldı ve tüm ekibime de teşekkür etmek istiyorum.

Biraz da gençlere örnek olan araştırmacı yönüyle, laboratuvar çalışmaları dışında neler yaptığıyla Doç. Dr. Ayşegül Doğan’ı tanımayı isteriz. Öncelikle genetik ve biyomühendislik alanını seçmenizde neler etkili oldu?

Özellikle bu alana en başından yönelmedim aslında. Tıp ve arkeoloji aslında benim seçmek istediğim iki meslek idi. Sonradan bu şekilde bir tercih yaptım. Şu anda bu tercihimden memnunum.

Akademik kariyer için Yeditepe Üniversitesi’ni tercih etme nedeniniz neydi?

Bölüm başkanımız ve benim doktora danışman hocam Prof. Dr. Fikrettin Şahin’in bu tercihte rolü büyüktür. Üniversite Kurucu ve Onursal Başkanımız Bedrettin Dalan ve akademik yöneticilerimizin araştırmaya olan desteği Yeditepe Üniversitesi’ni tercih etmemde en önemli etkenler.

Bu yıl Yeditepe Üniversitesi 25. kuruluş yıl dönümünü kutluyor. Neler söylemek istersiniz?

Üniversitemiz 25 yıllık süreçte köklü bir eğitim ve hızla gelişen bir Ar-Ge altyapısı kurmuştur. Bu yapılanmanın daha büyüyerek ve gelişerek ilerlemesine ekip olarak katkıda bulunmaktan dolayı mutluluk duyuyoruz.

Bir hayat mottonuz var mıdır? Sizi başarıya ulaştıran yolda kendiniz için belirlediğiniz prensipler var mıydı?

Çalışmak kişinin başarıya ulaşması için en önemi etken. Ben henüz araştırma hayatına profesyonel olarak yeni adım atmış bir bilim insanıyım. Başarıya ulaştım demek için çok erken olduğunu düşünüyorum.

Nelerden beslenirsiniz? Bunların iş yaşamınıza katkısı oldu mu?

Uzun süredir ara vermiş olsam da resim ile ilgileniyorum. Sinemayı yakından takip etmeye çalışırım. Bu tür aktivitelerin iş hayatıma direkt bir etkisi yok elbette. İş dışında dinlenmeye vakit ayırmak açısından pozitif bir etkisi var.

“İstanbul’a Ayrı Bir Bağlılığım Var”

Seyahat sizin için ne ifade ediyor? Türkiye ve dünyada, en beğendiğiniz ülke/şehir neresidir?

İyi bir seyyah olduğum söylenemez. İş yoğunluğum da bu süreçte böyle bir şeye izin vermiyor. Fakat gördüğüm ülke ve şehirler kıyaslamasında İstanbul her zaman benim için ayrı bir yere sahip. Doğal güzelliğini ifade etmeye gerek bile yok. Tarih/arkeoloji altyapısının bu noktada benim için önemi büyük. Arkeoloji benim meslek seçimimde tercih etmek istediğim ve ikilemde kaldığım bir alandır. Bu kapsamda Türkiye’nin pek çok şehri ilgimi çeker ama İstanbul’a ayrı bir bağlılığım olduğunu söyleyebilirim.

Covid-19 pandemisi çalışma alanınızda nasıl bir etkiye yol açtı? Bu süreçte sürdürülebilirlik için ne gibi önlemler alındı?

Covid-19 pandemisi araştırmalarımızın ilerleyişini ciddi şekilde etkiledi ve bu bir süre daha devam edecek. İş gücünde mecburi bir azalma var. Araştırmaların ilerleyişi için gerekli uluslararası sarf/malzeme temini konusunda, üretim ve ulaştırma ağında ciddi aksamalar var.

Sürecin herkes üzerinde olduğu gibi araştırmacılar üzerinde de psikolojik bir etkisi elbette var. Tüm bunlar yavaşlamalara sebep olsa da araştırmaları durdurmadan ilerletmeye çalışıyoruz. Bizim çalışmalarımız laboratuvar uygulamalarını ve bunların bilim dünyasına sunumunu kapsadığından fiziksel ve zihinsel olarak bir çaba gerektiriyor. Bu süreci ekip olarak atlatmaya çalışıyoruz.

“Her Alanda Araştırma ve Üretim Altyapısı Kurulmalı”

2020 yılı insanlık için adeta bir sınav yılı oldu. Gelecek yıllarda pek çok sınavla karşılaşma ihtimalimiz düşünüldüğünde sizce insanlık, karşılaşması muhtemel bu sınavlara nasıl hazırlanmalı?

2020 yılı aslında temel araştırmanın ne kadar önemli olduğunu ve biyolojik bilimlerin önemini bir kez daha ortaya koydu. Her alanda araştırma ve üretim altyapısı kurulmasının ülkeler için elzem olduğu artık bir gerçek.  Bu durum tüm dünyada göz önünde bulundurulmalı bence.

Sizin çalışma alanınızın geleceği ile ilgili öngörüleriniz nelerdir?

Benim çalışma alanım ya da genel anlamda biyolojik bilimler her zaman bilim dünyasında aktif araştırma yürütülen bir alan oldu. Sadece insan sağlığı değil; biyoteknoloji, savunma sanayi, mühendislik süreçlerini de kapsayan bir alan haline geldi. Ticari anlamda dünya pazarında biyoteknoloji oldukça önemli bir noktaya ulaştı ve gelecekte ulaşabileceği nokta istatistik verilerle ifade edildiğinde büyük bir yere sahip. Bu durum temel araştırma, klinik uygulama ve üretim süreçlerinin çok hızlı ilerleyeceğinin bir öngörüsüdür.

Araştırmacı olma yolunda ilerlemek isteyen gençlere neler önerirsiniz?

İlgi duyduğu alanda çalışması insanlar için önemli. Araştırma zahmet isteyen zorlu bir süreç. Özellikle araştırma yapmak isteyen gençler hangi alan olursa olsun bunun çok çalışma gerektiren bir süreç olduğunun farkında olmalı. Bu nedenle ancak sevilerek yapılabilecek bir iş. Kişisel hayatınızdan fedakârlık etmenizi gerektiren bir süreç. İlgi duyabilecekleri alanda araştırma yapmayı tercih etmeleri bu nedenle önemli.