Arı Mucizesini Araştırıyor

Dr. Öğr. Üyesi Etil Arıburnu Güzelmeriç, insan sağlığı için son derece yararlı, mucizevi ürünler olan arı ürünleri ile ilgili ulusal ve uluslararası arenada araştırmalar yapıyor. Güzelmeriç, bu araştırmalarıyla TÜBİTAK’ın desteğini alıyor.

Türkiye ve Slovenya’da Araştırmalar Yapıyor

Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Etil Güzelmeriç, kendi ifadesiyle “hayalini kurduğu” Yeditepe Üniversitesi’ndeki kariyerine 2004 yılında, lisans eğitimi ile başladı. Doktora çalışmalarından itibaren araştırmalarını doğal kaynaklı ilaç etken maddeleri üzerine yoğunlaştıran Güzelmeriç, arı ürünleri alanında iki TÜBİTAK projesinde yürütücü olarak görev alıyor.

Türkiye ve Slovenya’daki arı ürünleri üzerinde yaptığı kıyaslamalı analizlerle, bu ürünlerin insan sağlığına olan katkılarını ölçülebilir hale getirmeye çalışırken çok sayıda bilinmeyene de ışık tutuyor. 

“Bizim savunduğumuz, sağlık için piyasaya propolis içeren bir ürün çıkacaksa propolisin botanik kaynağı ve kimyasal profili belirlenmeli, içindeki kimyasal bileşenlerin miktarları da belirlenerek bir standart oluşturulmalı” diyen Dr. Öğr. Üyesi Etil Güzelmeriç’i gelin kendisinden dinleyelim.

Dr. Öğr. Üyesi Etil Arıburnu GüzelmeriçSizi biraz tanıyabilir miyiz?

Hayalini kuruduğum Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne 2004 yılında başladım ve 2009 yılında üçüncülük derecesi ile mezun oldum. 2015 yılında, Yeditepe Üniversitesi Farmakognozi Anabilim Dalı’nda “TÜBİTAK 2211-A Genel Yurtiçi Doktora Burs Programı” desteği ile doktoramı tamamladım. Burada edindiğim deneyimlere ilaveten doktora yıllarımda farklı zamanlarda Slovenya’da, National Institute of Chemistry, Department of Food Chemistry laboratuvarında çalışarak deneyimlerimi arttırdım. 2016 yılından bu yana Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapıyorum.

Akademik kariyer için Yeditepe Üniversitesi’ni tercih etme nedeniniz neydi?

Yeditepe Üniversitesi’ni seçme nedenim üniversitemizin bilime ve insana değer veren, yenilikçi ve sürekli gelişim hedefli bir eğitim kurumu olmasıdır. Lisans eğitimimin ilk gününden bu yana yaklaşık 17 yıldır üniversite ve bölümüm için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.

Yeditepe Üniversitesi, bu yıl 25. yaşını kutluyor. Neler söylemek istersiniz?

Bilimsel araştırmaya önem veren, alanında uzman akademisyen kadrosu olan, günümüzde hızla ilerleyen teknolojik gelişmeleri yakından takip edebilen ve en önemlisi doğanın içindeki kampüsüyle üniversitenin kapısından girdiğim andan itibaren ‘İyi ki buradayım!’ dediğim bir yer Yeditepe Üniversitesi. Bu nedenle, 25. yılını kutlamanın yanı sıra daha nice yıllarının olmasını en içten duygularımla diliyorum.

 

“Ebeveynlerim Bana Her Zaman İlham Vermiştir”

Size ilham veren kişi/kişiler var mıdır?

Ebeveynlerim bana her zaman ilham vermiştir. Çalışmak, sorunlara çözüm bulmak, elinde olanlarla en iyiyi üretmek gibi özellikler onlar için vazgeçilmezlerden… Bu özelliklerini her zaman kendime örnek aldım.

Eczacılık alanını seçmenizin nedeni neydi?

Dedem ve annem, benim eczacılık mesleğini tek tercih olarak seçmemin nedeni olmuştur.

TÜBİTAK desteği alan projelerle ilgili çalışmalara başlamanızda neler etkili oldu?

Annemin de hocası olan ve şimdi benim hocam olan Prof. Dr. Erdem Yeşilada’nın bilim dünyasına katkıları, dünya görüşü ve sorgulayıcı yaklaşımı bana her zaman örnek olmuştur. Kendisinin “Apiterapi” adlı kitabını okuduktan sonra arıların bitkileri kaynak alarak ürettiği bal, propolis, arı poleni ve diğer arı ürünleri hakkında daha detaylı bilgi sahibi oldum. Ardından, ulusal/uluslararası bilimsel makaleleri okuduğumda ülkemizde halen arı ürünleri hakkında aydınlatılması ve üzerinde çalışılması gereken birçok konu olduğunu fark ettim. Ülkemiz coğrafi konumu nedeniyle çok geniş bir bitki örtüsüne sahip, bunun da arı ürünlerine yansıdığını tespit ettim. Ardından bu konudaki çalışmalarımız TÜBİTAK projeleri ile taçlanmış oldu.

TÜBİTAK desteği alan projeleriniz nelerdir?

Şu anda TÜBİTAK destekli ulusal ve uluslararası olmak üzere 2 projede yürütücülük görevi yapıyorum. Bu projelerin yanı sıra TÜBİTAK destekli ve diğer projelerde araştırmacı ve danışman olarak 6 proje üzerinde de çalışmaya devam ediyorum.

Çalışma alanı olarak arı ürünlerini seçmenizin nedeni neydi?

Nobel ödüllü ünlü fizikçi Albert Einstein’ın bir sözü vardır:

“Arılar olmasa insanlık ancak 4 yıl yaşayabilir. Arılar olmazsa, tozlaşma olmaz, bitki olmaz, hayvan olmaz ve sonunda da insan olmaz.” Arılar bizlere sağlığımız için son derece faydalı, mucizevi gıda maddeleri sunmaktadır. Bu ürünlerin kimyasal bileşenleri ve farmakolojik etkileri bilimsel veriler ile aydınlatılmalıdır. Başka bir deyişle bu projeleri seçme nedenim bilimsel olarak kanıtlanmış yöntemlerle arı ürünlerinin insan sağlığına olan katkılarını ölçülebilir hale getirmektir.

Projelerinizle ilgili ayrıntı paylaşabilir misiniz?

Bu projelerden ilki “Çeşitli Propolis Örneklerinin Kimyasal Bileşimleri, Botanik Kaynakları ve Bazı Biyolojik Aktivitelerinin Karşılaştırmalı Araştırılması.” Ulusal bir proje. Türkiye’de propolisler üzerine yapılmış birçok araştırma var ancak aydınlatılmamış birçok kısmı olduğunu görüyoruz. Propolislerin botanik kaynak farklarından dolayı dünyada farklı tip propolisler bulunmaktadır. Bu farklılık kimyasal bileşenlerine de yansımaktadır. Örneğin, Brezilya’dan aldığınız propolisin tipiyle Avrupa’dan aldığınız propolisin botanik kaynağı farklı olduğu için kimyasal bileşenleri farklıdır. Bu nedenle de farklı farmakolojik etkilere sahip olabilirler. Bu nedenle, propolis tipini belirlemek son derece önemlidir. Türkiye’deki Kavak tipi propolislerin aydınlatılması üzerine hiçbir araştırma yoktu, içerik analizlerinin yapılıp ardından farmakolojik aktivitesinin aydınlatılması gerekiyordu. Biz bu konuda araştırmamızı başlattık.

 

“Karakavak tipi Propolis Daha Yararlı”

Neler buldunuz?

Dünyada aydınlatılmış olan 7 ana tip propolis vardır. Araştırıldığında alt tiplerinin de olduğu görülüyor. Türkiye’de de alt tipte propolisler bulunuyor. Arılar bildiğiniz üzere birçok bitkiye gidiyor ve ürettiği propolisin bileşeninde birçok bitkinin reçinesi yer alıyor. Biz bu çalışmamızda en çok hangi bitkiden kaynak aldığına göre propolisi adlandırıyoruz. Örneğin, en çok karakavak ağacının reçinesinden aldıysa karakavak tipi propolis diyoruz. Bu bize karakavak propolisinin hem temel kimyasal bileşenlerinin hem de propolisin farmakolojik aktivitesinin ne olduğunu söyleme olanağı veriyor. Günümüzde satışı yapılan propolislerin botanik kaynağı ile ilgili hiçbir analiz yok. İnsanlar dolayısıyla hangi tip propolis kullandığını, kimyasal bileşenlerinin ne ve ne kadar miktarda olduğu ya da farmakolojik aktivitesinin tam olarak ne olduğunu bilmeden kullanıyor.

Bizim savunduğumuz sağlık için piyasaya propolis içeren bir ürün çıkacaksa propolisin botanik kaynağı ve kimyasal profili belirlenmeli, içindeki kimyasal bileşenlerin miktarları da belirlenerek bir standart oluşturulmalıdır.

Bu çalışmayı yapmaktaki amacımız, ilk olarak Türkiye’de aydınlatılmayan propolis tiplerini aydınlatmaya çalışmaktı. Daha sonra da kimyasal içeriklerini belirleyip farmakolojik açıdan aktivitesine bakarak hangisinin daha yaralı olduğunu bulmaktı. Çalışmamızda Türkiye’nin farklı şehirlerinde bulunan, farklı bitki örtüsünün bulunduğu yerlerden beslenen arıların olduğu, farklı kovandanlardan örnek alarak analiz yaptık. Yaptığımız bu analizde, arıların karakavak ağacından yaptıkları propolisin daha aktif ve yararlı olduğu ortaya çıktı. Antioksidan ve antienflamatuar aktivitesinin daha yüksek olduğunu gördük. Bunun da içermiş olduğu temel bileşen kafeik asit fenetil esterdir. Anti-kanser etkinliği vardır. Böylece, en iyi propolisin karakavak tipi olduğunu söyleyebiliyoruz.

Türkiye çok zengin topraklara sahip ve bu yüzden çeşitlilik çok fazla. Bundan sonraki hedefimiz, Brezilya’dan, Avrupa’dan ya da bilinen tüm 7 tip propolisten örnek alarak karşılaştırmalarını yapmak.

 “İnsanlar sadece Polen Yiyerek Yaşayabilir”

Arı ürünleriyle ilgili uluslararası bir projeniz de var sanırım…

Evet. Projem, “Türkiye ve Slovenya’dan Toplanan Arı Polenlerinin Kimyasal Analizleri ve Farmakolojik Etki Profilleri” başlığını taşıyor. Slovenya’daki doktora çalışmalarım sırasında Dr. Irena Vovk’la tanışmıştım. Sonrasında birlikte çalışma fırsatımız oldu ve bana farklı bir bakış açıcısı kazandırdı. Bu projeme de onunla birlikte yaptığım çalışmalarla başladım. 

Doğadaki tek tam gıda ‘arı poleni’dir.  İnsanlar sadece polen yiyerek başka besin kaynağına ihtiyaç duymadan hayatta kalabilir. Çünkü polen, ihtiyacımıza yakın oranda karbonhidrat, yağ ve protein içeriyor. Dolayısıyla, çok değerli ve etkili bir arı ürünü.

Biz bu çalışmamızda Türkiye ve Slovenya’daki farklı kovanlardan alınan çeşitli polenlerin, farmakolojik aktivite bakımından kıyaslamalı analizini yaptık. Analizler sonucunda hangisinin daha yararlı olduğunu tespit ediyoruz ve bir standart oluşturmaya çalışıyoruz. Böylece insanlar hangi poleni, hangi ölçülerde kullandıklarında faydalı olabileceğini bilecekler.

Covid-19 pandemisi çalışma alanınız olan sektörde nasıl bir etkiye yol açtı? Bu süreçte sürdürülebilirlik için ne gibi önlemler alındı?

İlk etapta Covid-19, hem akademisyenler hem de öğrenciler üzerinde kısa süreli bir tedirginlik ve öngörülemeyenin getirdiği bir belirsizlik süreci yaratmış olsa da çağın gerekliliği olan teknolojik iletişim araçlarına hızlı bir şekilde adapte olduk. Hem öğrencilerimizin eğitimini aksatmadık hem de teknolojik imkânlar sayesinde Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanına ulaşarak daha geniş kitlelerle iletişim kurabildik. Bu sayede, Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi daha geniş kitlelere ulaşma imkânı buldu.

Sizce bugün dünyanın en önemli sorunları nelerdir? Bu sorunlar için hangi çözümler getirilebilir?

Artan nüfus ve hızlı sanayileşme dünyamızın kaynaklarının her geçen yıl çok daha hızlı tüketilmesine neden oluyor. Küresel ölçekte müşterek bir çözüm önerisi bulamasam da bireysel olarak önlem alabilmeli ve aldığımız önlemleri çevremize anlatarak farkındalık yaratmak için çabalamalıyız.

Sizin çalışma alanınızın geleceği ile ilgili öngörüleriniz nelerdir?

Tarihe bakıldığında, insanlar ilk başlarda doğal kaynaklarla ilaç ve tedavi uygularlarken ardından sentetik ilaçları keşfetmişler. Bu ilaçların sağladığı kullanım kolaylığı ve hızlı farmakolojik etki nedeniyle doğal kaynaklı ilaçlardan bir dönem vazgeçmişler. Ancak, sentetik ilaçların uzun süre kullanıldığında yarattığı yan etkiler göz önünde tutulduğunda insanlar tekrar doğaya bakmaya başladılar. Söz konusu doğal ilaçlar olunca araştırma konusu çok geniş bir bilim alanıyla karşılaşıyorsunuz.

Araştırmacı olma yolunda ilerlemek isteyen gençlere neler önerirsiniz?

Yaptıkları işi sevmelerini ve benimsemelerini tavsiye ederim.