AB’nin Dayanıklılığı Mercek Altında

Doç. Dr. Selin Türkeş Kılıç’ın Yeditepe Üniversitesi’nde verdiği Avrupa Birliği dersi, Avrupa Komisyonu’nca destek alan bir proje oldu. Selin Türkeş Kılıç’ın projesi, uluslararası aktör ve siyasal bir yapı olarak AB’nin dayanıklılığını mercek altına alıyor.

Üç Şeye İhtiyacımız var; Bilim, İşbirliği ve Çevreye Duyarlılık Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Selin Türkeş Kılıç, farklı kültürlere ve okumaya hep meraklıydı. Bunun da etkisiyle, çok genç yaşlarda kariyerinde ilerlemeye başladı. İngilizceye ek olarak İtalyanca, Fransızca ve İspanyolca öğrendi. 16 yaşındayken İtalyan Konsolosluğu’nun bursuyla 1 ay tek başına Floransa’da yaşadı ve dil okuluna devam etti. “Bu benim hayatımdaki önemli dönüm noktalarımdan biri oldu” diyen Selin Türkeş Kılıç, kendi deyişiyle araçlarda kaybolduğunda amacını hatırlayarak zorlukları aştı.

Bugün Yeditepe Üniversitesi’nde verdiği ve Avrupa Birliği’nin (AB) uluslararası aktör ve siyasal bir yapı olarak dayanıklılığını mercek altına alan Avrupa Birliği dersi ile Avrupa Komisyonu’nun desteğini aldı.

Pandeminin bize bildiğimiz ve alışık olduğumuz bütün düzenin bir anda değişebileceğini gösterdiğini anımsatan Doç. Dr. Selin Türkeş Kılıç, “Bu süreçte daha iyi anladım ki dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu üç şey bilim, küresel etkin bir işbirliği ve çevreye duyarlı bir yaşam tarzı” diyor.

Selin Türkeş Kılıç’a sorduk…  

Selin Türkeş Kılıç kimdir desek, bize neler söylemek istersiniz?

İzmir’de doğdum ve büyüdüm, Bornova Anadolu Lisesi, 2000 yılı mezunuyum. Bilkent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 2004 yılında mezun oldum. 2012 yılında ise Sabancı Üniversitesi Siyaset Bilimi programında bütünleştirilmiş doktoramı tamamladım. Doktora sürecimde bir dönem Birleşik Krallık’taki Exeter Üniversitesi, bir dönem de Norveç’teki Oslo Üniversitesi ARENA Araştırma Merkezi’nde ziyaretçi araştırmacı olarak bulundum. Bir yıl da Marie Curie araştırmacısı olarak İspanya’daki Deusto Üniversitesi’nde çalıştım. 2013’ten bu yana Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesiyim. Uluslararası ilişkilerdeki sosyolojik yaklaşımlarla ve söylem analizi yöntemiyle ilgileniyorum, Avrupa Birliği (AB) ve Türk Dış Politikası alanlarında araştırma yapıyorum.

Farklı kültürlere ve okumaya hep merakım vardı, bunun da etkisiyle İngilizceye ek olarak İtalyanca, Fransızca ve İspanyolca öğrendim. 16 yaşındayken İtalyan Konsolosluğu’nun bursuyla 1 ay tek başıma Floransa’da yaşadım ve dil okuluna devam ettim. Bu benim hayatımdaki önemli dönüm noktalarımdan biri oldu, özgüven kazanmamda, bağımsız hareket etmemde, sorumluluk gerektiren kararlar alabilmemde çok etkisi olduğunu düşünürüm.

“Amacımı Hatırlayarak Zorlukları Aştım”

Kariyer sürecinizde önünüze zorluklar çıktı mı? Bunları nasıl aştınız?

Beni mutlu eden şeyin ne olduğunu kendime hatırlatarak... Benim bu kariyeri seçmemin sebebi öğrenmekten, okumaktan, yazmaktan, araştırdığımı anlatmaktan keyif almaktı. Hayat koşturmasında insan bazen amaç ve araçları birbirine karıştırıyor, araçlarda kaybolduğumda amacımı hatırlayarak o zorluğu aşmaya çalışır ya da başka bir araç denerim.

Akademik kariyer için Yeditepe Üniversitesi’ni tercih etme nedeniniz neydi?

Yeditepe Üniversitesi, kökleşmiş kurumsal yapısı, bilime ve araştırmaya verdiği öncelik, çağdaş vizyonu ile parçası olmak istediğim bir yerdi. Üniversitemizin sahip olduğu ve her zaman altını çizmenin gerekliliğini hissettiğim olumlu özelliklerinden bir tanesi insan odaklı çalışma ortamı. Bölümümü ailem gibi hissediyorum, birbirimizden destek alıyoruz ve birbirimizi motive ediyoruz. Ayrıca çalıştığım süre boyunca fakültemin ve rektörlüğün desteğini her zaman arkamda hissettim. Bu huzurlu çalışma ortamının akademik üretkenliğe çok büyük katkısı oluyor. Benim için çok değerli olan bir başka unsur da öğrenci profili. Yeditepe Üniversitesi’nde yolumuz harika gençlerle kesişiyor, onlarla öğrenmek, onların hayatlarının önemli bir dönemine eşlik etmek ve mezuniyetlerinden sonra ışık saçan hayatlarından haberdar olmak benim için büyük bir motivasyon kaynağı.

Yeditepe Üniversitesi, bu yıl 25. yaşını kutluyor…

Bir parçası olduğum Yeditepe Üniversitesi’nde 25 senenin olgunluğunu, kurumsallığını hissetmemek mümkün değil. Yeditepe Üniversitesi, bugün 25 sene önce amaçladıklarını gerçekleştirmiş, üzerine yeni çağdaş hedefler ve idealler koyarak ilerlemeye devam eden saygın bir yükseköğretim kurumudur. Bu, tüm çalışanlarımız, öğrencilerimiz ve mezunlarımız için büyük bir gurur.

“Kendi Yoluma Odaklanırım”

Bir hayat mottonuz var mıdır?

Samuel Backett’ın Worstward Ho öyküsünde geçen “Ever tried. Ever failed. No matter. Try again. Fail again. Fail better. (Çok denedin, çok başarısız oldun. Önemli değil. Tekrar dene, tekrar başarısız ol. Daha iyi başarısız ol.)” sözü doktora yaptığım sürece çalışma masamın üstünde asılı durdu. Başarısızlıklardan yılmak yerine öğrenmeyi seçerim. Daha iyi hazırlanıp yeniden denerim.  Hayatta kendime edindiğim en önemli prensip, başkalarının yoluna değil kendi yoluma odaklanmaktır. Benim hayattaki amacım kendimin yürüyebileceği en iyi yolu yürümektir.

 

 

“Çocuk Kitaplarında Daha Umut Dolu Bir Dünya Var”

Hobileriniz nelerdir?

Edebiyat daha okuma yazma bilmediğim yaşlarımdan beri hayatımın içindedir. Çok okumak, sonrasında çok yazmak…

Son zamanlarda -kızım doğduğundan beri- yetişkin edebiyatından çok çocuk edebiyatına zaman ayırabiliyorum ancak bundan hiç şikâyetçi değilim. Çocuk kitaplarında daha umut dolu bir dünya var, bu benim hayal gücümü besliyor, akademik araştırma anlamında da beni daha meraklı, daha maceracı yapıyor. Ayrıca çocuk kitaplarını toplumsal cinsiyet, kimlik, ötekileştirme, güç ilişkileri, çatışma ve uzlaşma gibi akademik hayatımda ilgi duyduğum ve çalıştığım meseleler gözüyle okumak, kızımla kitap üzerine bu konularda sohbet etmek de bana çok keyif veriyor. Müzik de günümün hemen her anında vardır. Müzik odaklanmamı sağlıyor. Son olarak yemek kültürüne, yemek yemeye ve yemek yapmaya çok düşkünüm. Yemeğin siyaseti de akademik olarak okumayı sevdiğim bir alan.

Size ilham veren kişi/kişiler var mıdır?

Akademik hayata bir ya da birilerinden ilham almadan başlanmaz gibi geliyor bana. Ben de lisans hayatımda Pınar Bilgin’e duyduğum saygıyla akademisyen olmaya heves ettim. Doktora tez danışmanım Meltem Müftüler-Baç, disipliniyle, üretkenliğiyle, zekâsıyla ve birlikte çalıştığı genç akademisyenlere yol açmasıyla örnek ve ilham aldığım hocamdır. Bahar Rumelili ve Senem Aydın, akademik duruşları ve ürettikleriyle ilham aldığım genç akademisyenlerdir.

Akademik yaratıcılığın ilhamını sadece akademik alanla sınırlamak doğru olmaz. Hayatta nasıl var olmak istediğimle ilgili ilham aldığım farklı alanlarda yaratıcılıkları olan, zorluklarla karşılaştıklarında şikâyet etmek yerine üretmeyi tercih etmiş, başkalarının düşünce ve sözlerinin ayak topu olmamış, kendi özüne sadık kalmış ve oyununu kendi kurallarıyla oynamış kadınlar var. Örneğin Frida Kahlo, Clarissa Estés ilk aklıma gelenler.

“Normal’in Göreceliği Çalışmalarımı Etkiledi”

Seyahat sizin için ne ifade ediyor?

Seyahat benim için başka dünyalara açılan gizemli bir kapı. Farklı şehirlerin sokaklarında yürürken başka hayat biçimleri, başka alışkanlıklar, başka normaller görmek beni her zaman etkilemiştir. Bir tarih müzesinde bilmediğim geçmişlere açılan kapılar, bir sanat müzesinde oraların yaşanmışlıkları, sevinçleri, acıları, olanakları ve sınırlarıyla yoğrulmuş yapıtlar beni büyüler. Küçük yaştan beri yaptığım seyahatlerde gözlemlediğim insanlığın, toplumların, kültürlerin birbirlerinden farklılaştığı ve şaşırtıcı derecede benzeştiği motifler beni çeşitliliğe daha saygılı, toleransı daha yüksek, öğrenmeye daha meraklı biri yaptı. Çatışmaların, doğru bilinenlerin, ‘normal’in ne kadar göreceli olduğunu fark ettim, bu da siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler disiplininde yaptığım çalışmalardaki teorik yaklaşımımı etkiledi. Sosyal inşaacılık, postyapısalcılık, eleştirel teori gibi alanlara ilgimi bu seyahatlerin beslediğine inanıyorum.

Yurtdışında en sevdiğim iki şehir ise Londra ve Bolonya. Türkiye’de Mardin, Van, Trabzon ilk aklıma gelenler. Gerçekten ülkemizde çok zengin bir tarih ve kültür mirası var. Ancak en sevdiğim şehri sorarsanız, objektif davranamam ve doğup büyüdüğüm İzmir, derim.

Simülasyonlarda Öğrenciler AB için Karar Veriyor

AB Komisyonu tarafından desteklenen bir projeniz var. Bize bundan söz eder misiniz?

Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen EUDIOC (European Union: Deeper Integration by Overcoming Crisis) Jean Monnet Modülü projem, aslen Yeditepe Üniversitesi’nde 2013’ten beri vermekte olduğum PSIR 332 Avrupa Birliği dersi üzerine kurulu. Modülün ana konusu küresel ve bölgesel krizlerle karşılaşan AB’nin bir uluslararası aktör ve siyasal bir yapı olarak dayanıklılığını mercek altına almak. Böylece demokratik gerileme, Covid-19 pandemisi, Brexit, göç krizi gibi pek çok güncel konu çerçevesinde AB’yi değerlendirmek mümkün oluyor. Farklı krizler üzerine uzman seminerleri düzenleyerek öğrenciler ve ilgilenen dinleyicilere konuların uzmanlarıyla tanışma ve tartışma ortamı sunuyorum.

Modülün önemli bir amacı öğrenci odaklı öğretim tekniklerini derslere eklemlendirmek ve aynı zamanda bu tekniklerin kullanılmasını diğer akademisyenler arasında yaygınlaştırmak. AB derslerinde öğrencilerim birkaç tur AB karar alma mekanizması simülasyonlarına katılıyorlar. Şu ana kadar 500’den fazla öğrenci farklı krizlerdeki müzakere süreçlerinin simülasyonunu başarıyla gerçekleştirdi.

Simülasyonların kullanımının yaygınlaştırılması için Türkiye’nin farklı üniversitelerinden akademisyenlerin katılımıyla bir çalıştay düzenledik. Şimdi o çalıştayın sonucunda bir derleme kitabımız yayım aşamasında. Bu kitabın simülasyon yönteminin farklı üniversitelerde ve farklı derslerde kullanımını arttıracağını umuyorum.

Covid-19 pandemisi çalışma alanınız olan sektörde nasıl bir etkiye yol açtı?

Elbette pandeminin hemen her iş alanına olduğu gibi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkilere etkilerinden birisi hızlı dijitalleşme oldu. Çevrimiçi toplantılar hayatımızın gündemine oturdu. Ancak diğer yandan çevrimiçi toplantıların yüz yüze görüşmelerin yerini tutmadığı da bir gerçek.

Çözüm için Uluslararası İşbirliği

2020 yılı insanlık için adeta bir sınav yılı oldu ve 2021’de de bu sınav devam etti. Gelecek yıllarda pek çok sınavla karşılaşma ihtimalimiz düşünüldüğünde sizce insanlık, karşılaşması muhtemel bu sınavlara nasıl hazırlanmalı?

Pandemi bize gösterdi ki bildiğimiz ve alışık olduğumuz bütün düzen bir anda değişebilir. Bu süreçte daha iyi anladım ki dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu üç şey bilim, küresel etkin bir işbirliği ve çevreye duyarlı bir yaşam tarzı. Buna bir de devlet yönetimlerinde şeffaflığı ekleyebilirim. Sadece uluslararası örgütlerin ve devletlerin değil aynı zamanda bizlerin de bu konularda nasıl katkı sağlayabileceğimizi acilen gündemimize almamız gerekiyor.

Sizce bugün dünyanın en önemli sorunları nelerdir? Bu sorunlar için hangi çözümler getirilebilir?

Bence bugün dünyanın karşı karşıya olduğu en önemli sorun çevre sorunudur. Maalesef, bunun öneminin hala tam kavranamadığını düşünüyorum. Bunun tek çözümü etkin bir kolektif eylem alınması. Bu da mevcut ihtilafların bir kenara bırakılarak çok sıkı bir denetim sisteminin geliştirildiği bir uluslararası işbirliğini gerektiriyor.

Sizin çalışma alanınızın geleceği ile ilgili öngörüleriniz nelerdir?

Avrupa çalışmaları dinamik bir çalışma alanıdır. Bunun birincil nedeni AB’nin karşılaştığı krizlere cevaben sürekli bir değişim ve gelişim içinde olmasıdır. Bazen öğrencilerim bana herhangi bir Avrupa krizinden sonra ‘Hocam, AB dağılıyor siz kendinize başka bir çalışma alanı bulun bence’ diyorlar. Ben de onlara ‘Ben doktora çalışmalarıma başladığım 2005’te arkadaşlarım da bana öyle demişti bakın hala AB anlatıyorum, dağılırsa da neden dağıldığını ve yeni işbirliği biçimini anlatırım’ diyorum.

İlerleyen dönemde Yeşil Mutabakat ve dijitalleşmenin hem Avrupa çalışmalarında hem de Türkiye-AB ilişkilerinde önemli çalışma alanları olmasını bekliyorum.

“Hedefin Büyüklüğü Karşısında Ezilmeyin”

Araştırmacı olma yolunda ilerlemek isteyen gençlere neler önerirsiniz?

Bu uzun vadeli, yorucu bir yol, diğer kariyer yollarından farklı olarak çalışmanın sonucunun çok geç alındığı, ara ödül mekanizmalarından büyük oranda yoksun bir yol. Öz motivasyonunuzu sürekli kendinizin ateşlemesi gerekiyor. Ağır eleştirileri göğüsleyebilecek, hatta eleştirilmeyi kendini geliştirme fırsatı açan bir yol olarak görecek bir duygusal dayanıklılık gerekiyor. Eğer araştırmak sizin için bir tutkuysa bu yola girin ve başarısızlıklardan yılmayın. Yoldan keyif almaya çalışın. Duyduğumdan beri hep aklımda olan bir söz var; dağ köylüleri dağın tepesindeki köylerine sırtlarında toprak taşırken kafalarını kaldırıp dağın tepesine bakmazlarmış, bakarlarsa o yolu çıkamazlarmış. Hep önlerine bakarak ilerler ve zirveye varırlarmış. Genç araştırmacılara da önerim bu olur. Hedefin büyüklüğü karşısında ezilmeyin, önünüzdeki işe odaklanarak emin adımlarla ilerleyin.